Şemsiye biçimli ejderha kanı ağaçları, kayaların arasından yükselen şişkin gövdeli çöl gülleri ve turkuaz kıyılarıyla Sokotra, başka bir gezegenden gelmiş izlenimi uyandıran olağanüstü bir ada ekosistemidir.
Neden ilginç?
Çünkü Sokotra’da görülen canlıların önemli bir bölümü dünyanın başka hiçbir yerinde doğal olarak yaşamaz. Uzun süreli coğrafi yalnızlık, adayı kendine özgü bitkilerin, sürüngenlerin, kara salyangozlarının ve deniz canlılarının geliştiği dev bir doğal laboratuvara dönüştürmüştür.
Sokotra’nın simgesi, ejderha kanı ağacı olarak bilinen Dracaena cinnabari’dir. Kalın gövdesinin üzerinde ters çevrilmiş bir şemsiyeyi andıran sık dallar yükselir. Bu biçim yalnızca ağaca sıra dışı bir görünüş kazandırmaz; gölge oluşturarak toprağın ve köklerin nem kaybını azaltmasına da yardımcı olur. Ağacın kabuğu yaralandığında ortaya çıkan koyu kırmızı reçine, geçmişte boya, geleneksel ilaç ve çeşitli el sanatlarında kullanılmıştır.
Fakat adanın tuhaf bitkileri yalnızca ejderha kanı ağacından ibaret değildir. Kayalık yüzeylerde şişkin gövdeleriyle yükselen Sokotra çöl gülleri, kalın gövdelerinde su depolayan salatalık ağaçları ve kurak yamaçlara tutunan günlük ağaçları, adanın farklı köşelerini doğal bir heykel bahçesine dönüştürür. Bazıları gövdelerini şişe gibi genişletirken bazıları köklerini koruyabilmek için dallarını geniş bir çatı biçiminde açar.
UNESCO verilerine göre Sokotra’da kayıtlı 825 bitki türünün yüzde 37’si yalnızca bu takımadalarda görülür. Adadaki sürüngen türlerinin yaklaşık yüzde 90’ı, kara salyangozlarının ise yüzde 95’i dünyanın başka hiçbir yerinde doğal olarak yaşamaz. Bu olağanüstü endemizm nedeniyle Sokotra, sık sık “Hint Okyanusu’nun Galápagos’u” olarak anılır. Takımadalar 2008 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.
Adanın deniz altındaki dünyası da karadaki kadar çeşitlidir. Sokotra çevresinde yüzlerce kıyı balığı, resif oluşturan mercanlar ile çok sayıda yengeç, karides ve ıstakoz türü kaydedilmiştir. Bu çeşitlilik, Afrika, Arap Yarımadası ve Hint Okyanusu’na ait farklı deniz topluluklarının aynı bölgede buluşmasından kaynaklanan dikkat çekici bir ekosistem oluşturur.
Sokotra’nın kuzeybatısındaki Detwah Lagünü, beyaz kum setlerinin turkuaz sularla birleştiği en dikkat çekici kıyı alanlarından biridir. Takımadaların doğal değeri yalnızca Dünya Mirası statüsüyle sınırlı değildir; Sokotra 2003’te UNESCO Biyosfer Rezervi ilan edilmiş, Detwah Lagünü ise 2007’de Yemen’in ilk Ramsar alanı olarak uluslararası koruma kapsamına alınmıştır.
Adada yaşayan topluluklar, doğayla ilişkilerini yüzyıllar boyunca hayvancılık, balıkçılık, hurma yetiştiriciliği, reçine toplama ve yerel bitki bilgisi üzerinden geliştirmiştir. Sokotralıların konuştuğu Sokotri dili, adanın coğrafi yalnızlığının kültür üzerindeki etkisini de gösterir. Geleneksel bilgiler yalnızca bitkilerin kullanımını değil; otlatma alanlarının, su kaynaklarının ve kıyı ekosistemlerinin nasıl değerlendirileceğini de kapsar.
Sokotra ilk bakışta el değmemiş görünse de ekosistemi oldukça hassastır. Kontrolsüz otlatma, yeni yollar, doğal kaynakların aşırı kullanımı, istilacı türler ve plansız turizm adanın biyolojik çeşitliliğini tehdit eder. İklim değişikliğiyle şiddeti artabilen siklonlar ve genç ağaçların keçiler tarafından yenmesi, özellikle ejderha kanı ağaçlarının yeni nesiller oluşturmasını zorlaştırmaktadır.
Sokotra’nın büyüsü yalnızca tuhaf biçimli ağaçlarında değildir. Adada gökyüzü, kayalar, deniz ve bitkiler sanki dünyanın başka hiçbir yerinde kullanılmayan bir tasarımla bir araya gelmiştir. Burada doğa tanıdık kurallarla hareket eder; fakat ortaya çıkardığı görüntü tamamen yabancı görünür. Sokotra’dan geriye kalan his, güzel bir ada görmüş olmaktan çok, dünyanın unutulmuş eski bir dönemine kısa süreliğine bakmış olmaktır.
Coastolia Notu
Gelecekte güvenli ve yasal ziyaret koşulları oluşursa yalnızca resmî geçerliliği doğrulanmış izin ve vizeler kullanılmalı; güncel dışişleri uyarıları, uçuş durumu, sağlık hizmetleri ve tahliye imkânları ayrıca kontrol edilmelidir. Adada bitki, tohum, kabuk, reçine, mercan veya deniz kabuğu toplamak yerine her şeyi bulunduğu yerde bırakmak gerekir. Sokotra’dan götürülecek en doğru hatıra fotoğraftır; bavula sığan kısmı değil.